Baki Yaya
Köşe Yazarı
Baki Yaya
 

Çözüm sürecinin sebepleri ve sonuçları: Çözüm süreci politikası iyi miydi, kötü müydü?

Türkiye'de yıllardır devam eden terör olaylarını dindirme amaçlı başlatılan çözüm süreci ya da diğer adıyla barış süreci için ilk altyapılı adım 2009 yılında atılmıştı. Aradan geçen 5 sene sonra yani 2014 yılında Resmî Gazete'de yayımlanan, "Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun"  ile kanunlaşmıştı. Asıl mesele bu sürece iten etkenleri iyi analiz edebilmektir. Bilenleriniz vardır. Terör örgütü PKK, ortaya ilk çıktığı zamanlar destek bulamamıştır. Buna rağmen silah tehdidiyle baskı politikası yürüterek bölgede tutunabilmiştir. Terör örgütü PKK, ortada hiçbir sorun yokken sorunları bahane ederek ortaya çıkmış ve Kürt halknın haklarını savunduğunu iddia etmişti. İlk eylemini 1984'te düzenleyen ve o yıllarda halk desteği alamayan terör örgütü PKK, kendisine meşru yollar aramaya başlamıştı. Türk askeri kılığına girerek yapılan saldırılar bu yollardan bir tanesiydi. Buna rağmen ciddi destek bulamayan PKK'ya hayat suyu niteliğinde bir yol açılmıştı... 2014 yılında ölen Ergenekon hükümlüsü Albay Arif Doğan'ın, 1987 yılında JİTEM'i kurduğu iddia edilir ki bu iddiayı ispat eden pek çok belge ve döküman Arif Doğan'dan çıkmıştı. 1987 yılında kurulan JİTEM, 1988 yılında "istihbarat, operasyon ve sorgunun" tek bir yapı altında birleşmesi  için format değiştirmişti. Arif Doğan'ın kuruculuğunu yaptığı JİTEM'i duymayanınız yoktur. Peki hiç JİTEM dosyasını araştırdınız mı? Arif Doğan'dan çıkan JİTEM belgelerinde, "evleri havaya uçurup, PKK bildirisi bırakmak"tan bahsediliyor. Ne demek bu? Yavaş yavaş konuya gireceğiz... JİTEM'in hedeflerinden bir tanesi doğu halkının gözünde PKK'ya antipati kazandırmaktı. Yine aynı belgelerde, "...deşifre olmadan ve uygun dozu gözeterek halkın PKK'ya karşı antipati besleyeceği hareketler yapmak..." ifadeleri yer alıyor. İşte Arif Doğan'dan çıkan bu belgeler kafaları karıştırıyordu. Doğan bu belgeleri teslim etmeyi unuttuğunu ifade ederek kendini savunmuştu. Oysa bu belgeler orjinal belgelerin fotokopisiydi ve arşivlenmiş halde bulunmuştu. İşte bu "çok gizli" belgelerin ifşa olmasıyla beraber JİTEM'in operasyonlarının nelere sebep olduğu ortaya çıkmıştı. JİTEM özerk yapısı itibariyle özgürce hareket etmiş ve hesap soranı olmamıştı. Bu özgürlüğü orantısız güce çeviren JİTEM, faili meçhul cinayetlerle anılmaya başlamıştı. Doğu'da halk tabanında var olan terör desteği, JİTEM'in doğuşuyla beraber hızla tırmanmaya başlamıştı. Köyleri bombalamaya kadar giden JİTEM operasyonlarında, PKK bildirisi bırakılarak halka antipati aşılanmaya çalışılmıştı. Bu faaliyetler fark edilince halkta kötü etkiler bırakmıştı. Mesela herkes Yeşil hakkında anlatılan malum hikayeyi bilir. Yeşil, PKK'ya sızar ve terör elebaşı Öcalan'a suikast düzenlemeye hazırlanır. Türkiye'den gelen üst düzey emirle Yeşil'e operasyonu iptal etmesi ve hemen ülkeye dönmesi söylenir. Yeşil buna itiraz eder. Bu itirazın üzerine çok geçmeden bulunduğu kamptaki teröristler arasında "aramıza ajan sızmış" diye konuşulmaya başlanır. İfşa olacağını anlayan Yeşil, hemen kampı terk eder ve Türkiye'ye döner. Peki neden? JİTEM, terör örgütü PKK'yı bitirmek için kurulmamış mıydı? Neden terör elebaşına yapılacak olan suikast son anda engellenmişti? JİTEM neden terör örgütü PKK adına doğuda eylemler düzenlemişti? Hatta PKK'lı teröristler gibi giyinerek köylerin basıldığı bile rivayet edilir... Velhasılkelam bu eylemler terör örgütü PKK'ya can suyu olmuştu. Bizzat doğuda konuştuğum insanlarda aynı şeyleri söylüyor... Yani birileri devlet eliyle çözüm adı altında PKK'yı büyütmüştü. Peki bunların çözüm süreci ile bağlantısı ne? Cumhurbaşkanı Erdoğan, yıllar önce doğuya bir heyet gönderdi. Bu heyetin amacı, doğu halkının terörü desteklemelerinin altında yatan sebebi raporlaştırmaktı. Heyetin hazırladığı rapordaki sebeplerin arasında; JİTEM'in eski faaliyetleri, batıya yapılan yatırımın doğuda yapılmaması, eğitim oranının çok düşük olması, sağlık hizmetlerinin kötü olması gibi sebepler yer alıyordu. Erdoğan, önceki hükümetlerin yaptığı hatalar nedeniyle devletin suçlu bulunmaması gerektiğini söylemişti. Ardına doğu halkını teröre iten sebepleri ortadan kaldırmak ve asıl hedefte Türkiye'den terörü silmek için çözüm sürecini başlattı. Ne oldu peki? JİTEM olayları mı demişti rapor? Tamam o zaman artık kan dursun, JİTEM nedeniyle dağa çıkan çocuklar dağdan insin dedi. Yatırım mı dediler? Doğuya yatırım namına pek çok şirketin önü açıldı ve devlet desteği verildi. Eğitim dediler, yeni okullar inşa edildi ve çağın eğitim sistemine uygun teçhizatlar temin edildi. Sağlık dediler, hastaneler inşa edildi ve her türlü sağlık hizmeti doğuya ulaştı. Peki bütün bunların sonucunda ne oldu? Terör örgütü PKK, Kürt halkının çıkarlarını savunduğunu iddia ediyordu. Kürt halkına her türlü hizmeti ulaştıran Türkiye Cumhuriyeti, terör örgütü PKK'nın bahane ettiği sebepleri elinden almıştı. Bu sebepler ortadan kalktığında silah bırakacağını iddia eden PKK, bırakın silah bırakmayı daha da azgınlaştı. Doğuda ziyaret ettiğim pek çok kişiden, "Çözüm sürecinde devlet hiçbir olaya müdahale etmedi. Ama neden müdahale etmediğini biliyoruz. Halkın gözüne soktular PKK'nın gerçek yüzünü. Kürt halkını savunuyoruz diyen PKK'nın Kürt halkına yaptığı zulmün görülmesi için müdahale etmediler" gibi cümleler duydum. İşte bu olayların sonucunda devletin müdahale etmemesiyle rehavete kapılan terör örgütü PKK, hendekler kazmaya başlamıştı.  Bakın burada bir anekdot geçmek istiyorum. 2019 yılında başlatılan Barış Pınarı Harekatı nedeniyle Türkiye'ye uygulanan yaptırımlar güç kazanmıştı. Hatta Türkiye'ye yapılan dış yatırımlar bile çekilmişti. Neden söylüyorum bunu? Türkiye kendi sınırları içerisinde koca koca ilçeleri yıktı ve hiçbir yaptırım korkusu yoktu. Çünkü Türkiye bu süreçte attığı adımlarla dünya kamuoyunda yankı yapmıştı. Yani çözüm süreciyle altyapısı doldurulmuş bir operasyondu. Koca koca ilçeler yıkıldı ve Avrupa sesini çıkaramadı... Binanenaleyh Türkiye çok kapsamlı operasyonlar düzenlemeye başlamıştı. JİTEM'in terörü bitirmek yerine daha da güçlendirdiği aşikardı. Erdoğan ise çözüm süreci adı altında terör örgütü PKK'nın elindeki sözde haklılık içeren argümanları elinden almıştı. Bu argümanlar bitince anlaşmaya uymayan PKK, doğuda eskisinden daha güçlü terör estirmeye başlamıştı. Rehavete kapılan teröristlerin azgınlığı, 8 Ağustos 2015'te başlayan "Hendek Operasyonları" ile sona erdi. Yani Erdoğan'ın "çözüm süreci" siyasetinin yegane amacı; terör örgütü PKK'nın elindeki argümanları almak, terör gerçeğini doğu halkına göstermek, teröristleri dağdan indirerek göz önünde toplanmalarına müsaade etmek ve en sonunda terör örgütüne can alıcı darbeyi vurmaktı. Ve öyle de oldu... Bakın herkesin bilebileceği çok basit bir şeyden bahsedeyim. Devlet iki zararlı seçim arasında kaldığında, en az zarar içereni tercih eder. İyi anlamak lazım: zararsız politika yoktur fakat daha az zarar veren politika vardır. İşte çözüm süreci de daha az zarar veren bir politika ile nihai çözüme ulaşmayı amaçlamıştır. Bu sayede bugün ülkemizde bombalar patlamıyor, karakollar basılmıyor ve terör korkusu doğuda bile bulunmuyor. Bu sürecin bizden aldığı şeyler oldu mu? Elbette oldu ve bedel ödedik milletçe. Ama bu sürecin kazançları bizden aldıklarından çok çok fazla. Eskiden bir karakol baskınında onlarca şehit verirdik. Bir zamanlar şehirlerimizin merkezinde bombalar patlardı... Elhamdulillah ki belli noktalara toplanmalarına müsaade edilerek ülkemizdeki teröre nokta darbesi vuruldu. Yani sürekli eleştirilen sürecin amacı buydu ve bu amaca ulaşıldı. Eleştirilen bu politika ile ülkemizdeki terör belası sona erdi. İşte çözüm sürecine giden sebepler ve sonuçları...
Pencereyi Kapat
Ekleme Tarihi: 27 Temmuz 2021 - Salı

Çözüm sürecinin sebepleri ve sonuçları: Çözüm süreci politikası iyi miydi, kötü müydü?

Türkiye'de yıllardır devam eden terör olaylarını dindirme amaçlı başlatılan çözüm süreci ya da diğer adıyla barış süreci için ilk altyapılı adım 2009 yılında atılmıştı. Aradan geçen 5 sene sonra yani 2014 yılında Resmî Gazete'de yayımlanan, "Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun"  ile kanunlaşmıştı.

Asıl mesele bu sürece iten etkenleri iyi analiz edebilmektir.
Bilenleriniz vardır. Terör örgütü PKK, ortaya ilk çıktığı zamanlar destek bulamamıştır. Buna rağmen silah tehdidiyle baskı politikası yürüterek bölgede tutunabilmiştir. Terör örgütü PKK, ortada hiçbir sorun yokken sorunları bahane ederek ortaya çıkmış ve Kürt halknın haklarını savunduğunu iddia etmişti.
İlk eylemini 1984'te düzenleyen ve o yıllarda halk desteği alamayan terör örgütü PKK, kendisine meşru yollar aramaya başlamıştı. Türk askeri kılığına girerek yapılan saldırılar bu yollardan bir tanesiydi. Buna rağmen ciddi destek bulamayan PKK'ya hayat suyu niteliğinde bir yol açılmıştı...

2014 yılında ölen Ergenekon hükümlüsü Albay Arif Doğan'ın, 1987 yılında JİTEM'i kurduğu iddia edilir ki bu iddiayı ispat eden pek çok belge ve döküman Arif Doğan'dan çıkmıştı. 1987 yılında kurulan JİTEM, 1988 yılında "istihbarat, operasyon ve sorgunun" tek bir yapı altında birleşmesi  için format değiştirmişti. Arif Doğan'ın kuruculuğunu yaptığı JİTEM'i duymayanınız yoktur.

Peki hiç JİTEM dosyasını araştırdınız mı?
Arif Doğan'dan çıkan JİTEM belgelerinde, "evleri havaya uçurup, PKK bildirisi bırakmak"tan bahsediliyor. Ne demek bu? Yavaş yavaş konuya gireceğiz...
JİTEM'in hedeflerinden bir tanesi doğu halkının gözünde PKK'ya antipati kazandırmaktı. Yine aynı belgelerde, "...deşifre olmadan ve uygun dozu gözeterek halkın PKK'ya karşı antipati besleyeceği hareketler yapmak..." ifadeleri yer alıyor. İşte Arif Doğan'dan çıkan bu belgeler kafaları karıştırıyordu. Doğan bu belgeleri teslim etmeyi unuttuğunu ifade ederek kendini savunmuştu. Oysa bu belgeler orjinal belgelerin fotokopisiydi ve arşivlenmiş halde bulunmuştu. İşte bu "çok gizli" belgelerin ifşa olmasıyla beraber JİTEM'in operasyonlarının nelere sebep olduğu ortaya çıkmıştı.

JİTEM özerk yapısı itibariyle özgürce hareket etmiş ve hesap soranı olmamıştı. Bu özgürlüğü orantısız güce çeviren JİTEM, faili meçhul cinayetlerle anılmaya başlamıştı. Doğu'da halk tabanında var olan terör desteği, JİTEM'in doğuşuyla beraber hızla tırmanmaya başlamıştı. Köyleri bombalamaya kadar giden JİTEM operasyonlarında, PKK bildirisi bırakılarak halka antipati aşılanmaya çalışılmıştı. Bu faaliyetler fark edilince halkta kötü etkiler bırakmıştı.
Mesela herkes Yeşil hakkında anlatılan malum hikayeyi bilir. Yeşil, PKK'ya sızar ve terör elebaşı Öcalan'a suikast düzenlemeye hazırlanır. Türkiye'den gelen üst düzey emirle Yeşil'e operasyonu iptal etmesi ve hemen ülkeye dönmesi söylenir. Yeşil buna itiraz eder. Bu itirazın üzerine çok geçmeden bulunduğu kamptaki teröristler arasında "aramıza ajan sızmış" diye konuşulmaya başlanır. İfşa olacağını anlayan Yeşil, hemen kampı terk eder ve Türkiye'ye döner.
Peki neden? JİTEM, terör örgütü PKK'yı bitirmek için kurulmamış mıydı? Neden terör elebaşına yapılacak olan suikast son anda engellenmişti? JİTEM neden terör örgütü PKK adına doğuda eylemler düzenlemişti? Hatta PKK'lı teröristler gibi giyinerek köylerin basıldığı bile rivayet edilir...

Velhasılkelam bu eylemler terör örgütü PKK'ya can suyu olmuştu. Bizzat doğuda konuştuğum insanlarda aynı şeyleri söylüyor...
Yani birileri devlet eliyle çözüm adı altında PKK'yı büyütmüştü. Peki bunların çözüm süreci ile bağlantısı ne?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yıllar önce doğuya bir heyet gönderdi. Bu heyetin amacı, doğu halkının terörü desteklemelerinin altında yatan sebebi raporlaştırmaktı. Heyetin hazırladığı rapordaki sebeplerin arasında; JİTEM'in eski faaliyetleri, batıya yapılan yatırımın doğuda yapılmaması, eğitim oranının çok düşük olması, sağlık hizmetlerinin kötü olması gibi sebepler yer alıyordu.

Erdoğan, önceki hükümetlerin yaptığı hatalar nedeniyle devletin suçlu bulunmaması gerektiğini söylemişti. Ardına doğu halkını teröre iten sebepleri ortadan kaldırmak ve asıl hedefte Türkiye'den terörü silmek için çözüm sürecini başlattı. Ne oldu peki?
JİTEM olayları mı demişti rapor? Tamam o zaman artık kan dursun, JİTEM nedeniyle dağa çıkan çocuklar dağdan insin dedi. Yatırım mı dediler? Doğuya yatırım namına pek çok şirketin önü açıldı ve devlet desteği verildi. Eğitim dediler, yeni okullar inşa edildi ve çağın eğitim sistemine uygun teçhizatlar temin edildi. Sağlık dediler, hastaneler inşa edildi ve her türlü sağlık hizmeti doğuya ulaştı.

Peki bütün bunların sonucunda ne oldu? Terör örgütü PKK, Kürt halkının çıkarlarını savunduğunu iddia ediyordu. Kürt halkına her türlü hizmeti ulaştıran Türkiye Cumhuriyeti, terör örgütü PKK'nın bahane ettiği sebepleri elinden almıştı. Bu sebepler ortadan kalktığında silah bırakacağını iddia eden PKK, bırakın silah bırakmayı daha da azgınlaştı. Doğuda ziyaret ettiğim pek çok kişiden, "Çözüm sürecinde devlet hiçbir olaya müdahale etmedi. Ama neden müdahale etmediğini biliyoruz. Halkın gözüne soktular PKK'nın gerçek yüzünü. Kürt halkını savunuyoruz diyen PKK'nın Kürt halkına yaptığı zulmün görülmesi için müdahale etmediler" gibi cümleler duydum.

İşte bu olayların sonucunda devletin müdahale etmemesiyle rehavete kapılan terör örgütü PKK, hendekler kazmaya başlamıştı. 
Bakın burada bir anekdot geçmek istiyorum. 2019 yılında başlatılan Barış Pınarı Harekatı nedeniyle Türkiye'ye uygulanan yaptırımlar güç kazanmıştı. Hatta Türkiye'ye yapılan dış yatırımlar bile çekilmişti. Neden söylüyorum bunu? Türkiye kendi sınırları içerisinde koca koca ilçeleri yıktı ve hiçbir yaptırım korkusu yoktu. Çünkü Türkiye bu süreçte attığı adımlarla dünya kamuoyunda yankı yapmıştı. Yani çözüm süreciyle altyapısı doldurulmuş bir operasyondu. Koca koca ilçeler yıkıldı ve Avrupa sesini çıkaramadı...

Binanenaleyh Türkiye çok kapsamlı operasyonlar düzenlemeye başlamıştı. JİTEM'in terörü bitirmek yerine daha da güçlendirdiği aşikardı. Erdoğan ise çözüm süreci adı altında terör örgütü PKK'nın elindeki sözde haklılık içeren argümanları elinden almıştı. Bu argümanlar bitince anlaşmaya uymayan PKK, doğuda eskisinden daha güçlü terör estirmeye başlamıştı.
Rehavete kapılan teröristlerin azgınlığı, 8 Ağustos 2015'te başlayan "Hendek Operasyonları" ile sona erdi.
Yani Erdoğan'ın "çözüm süreci" siyasetinin yegane amacı; terör örgütü PKK'nın elindeki argümanları almak, terör gerçeğini doğu halkına göstermek, teröristleri dağdan indirerek göz önünde toplanmalarına müsaade etmek ve en sonunda terör örgütüne can alıcı darbeyi vurmaktı. Ve öyle de oldu...

Bakın herkesin bilebileceği çok basit bir şeyden bahsedeyim. Devlet iki zararlı seçim arasında kaldığında, en az zarar içereni tercih eder. İyi anlamak lazım: zararsız politika yoktur fakat daha az zarar veren politika vardır.
İşte çözüm süreci de daha az zarar veren bir politika ile nihai çözüme ulaşmayı amaçlamıştır. Bu sayede bugün ülkemizde bombalar patlamıyor, karakollar basılmıyor ve terör korkusu doğuda bile bulunmuyor. Bu sürecin bizden aldığı şeyler oldu mu? Elbette oldu ve bedel ödedik milletçe. Ama bu sürecin kazançları bizden aldıklarından çok çok fazla. Eskiden bir karakol baskınında onlarca şehit verirdik. Bir zamanlar şehirlerimizin merkezinde bombalar patlardı... Elhamdulillah ki belli noktalara toplanmalarına müsaade edilerek ülkemizdeki teröre nokta darbesi vuruldu. Yani sürekli eleştirilen sürecin amacı buydu ve bu amaca ulaşıldı. Eleştirilen bu politika ile ülkemizdeki terör belası sona erdi. İşte çözüm sürecine giden sebepler ve sonuçları...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve sancakplus.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.